KAS
11

İş Modeli

Aile şirketlerin birçoğunda kurucunun öngörüsü, kişisel yetenekleri, malvarlığı gibi faktörlerden hareketle yola çıkılmıştır.  Bu öngörü kimi zaman yerel talepten etkilenmiş, kimi zaman para kazanma ihtiyacı girişimcilik becerisi ile birleşmiştir. Bazen ailenin mal varlığı yeni yatırımların önünü açmıştır.

Vehbi Koç’un bugün ülkenin en önemli gruplarından biri haline gelen Koç Holding şirketlerini başlatması, Cumhuriyet’in kuruluş döneminde gördüğü ihtiyaçları karşılamaya karar vermesi birinci türe örnektir.  Hacı Ömer Sabancı’nın Adana pamuk borsasına pamuk tedarikçisi olarak girmesi, bir iş yapma ihtiyacının, kendi girişimciliği ile birleşmesinden doğmuştur. Üçüncü tür örnekleri arasında ülkemizde son yirmi yılda yapılan ve bir iş adamı dostumun ifadesiyle “komşu feasibility’ çalışmasına dayanan yatırımları hatırlamak mümkündür.

Vehbi Koç’un da, Hacı Ömer Sabancı’nın da işleri ilerledikçe yabancı sermaye ile ilişki geliştirdiklerini görüyoruz.  1950’li yıllarda Türkiye’de piyasaya beyaz eşyanın girmesi, otomobil ve otomobil parçalarının  ithal edilmeye başlanması, tekstil ve gıda sektöründe yapılan yatırımlar bu grupların ilerideki yıllarda kavuşacakları yapılanmanın ilk adımları olmuş.  Bu gelişmede Yaşar Grubu, Ülker, Borusan, Tamek gibi şirketlerin daha dar bir alanda çeşitlenmeye yöneldikleri görülmekte.  Ülker ve Tamek gıda sektöründe yoğunlaşırken, Yaşar Grubu talep esnekliği neredeyse bulunmayan, her koşulda talep edilecek olan ürünlere yönelmiş.

Bu sürecin 1960’lı yıllarda dünyadaki gelişmeyi de izleyerek, bir şirketin organizasyonu altında birden çok sektörde yer alan ürünlerin imal edilmesine dönüştüğü görülüyor.  Conglomerate adı verilen iş modeli bunun sonucu. Dünyada “çokuluslu şirketler” olarak adlandırılan yapılanmalar da bu dönemde  gelişiyor.

Bu gelişmenin şirketlerin hukuki organizasyonuna yansıması ise holding adı verilen yapıların kurulmasıyla oluyor.  Holding modeli sadece birden fazla sektörde imal edilen ürünlerin pazarlanmasıyla kalmıyor, birden fazla şirketin tek bir yönetim tarafından idare edilmesi de bu model bünyesinde düzenleniyor.  

Şirket yönetiminin nasıl yapılanacağı, belirlenecek ve izlenecek strateji ile çok yakından ilgili.  Eğer tek bir ana üründe uzmanlaşma söz konusu ise “üniter” yani tek merkezli (U tipi) bir yapılanma, şirketin faaliyetleri birden çok ürüne ve piyasaya  yönelikse “çok bölümlü” (M tipi) yapılanma birden fazla şirketin yer aldığı gruplarda ise “H” tipi (holding) yapılanma söz konusu oluyor.  Holding türü yapılanmanın bir özelliği de, finansmanın holdingde yer alan şirketler grubundan üretilmesi şeklinde karşımıza çıkıyor. Nihayet birden fazla ürünün birden fazla piyasada üretilip pazarlanması söz konusu olduğunda “matriks” türü yapılanmadan söz ediliyor.

İş modeli ve ona uygun yapılanmanın nasıl gelişeceğini şirketin stratejisi belirliyor.